Naylon kadınlar – Naylon erkekler – Naylon Dünya

nayloncu geri dönüşüm

Hani çoğumuzun bildiği eski bir türkü vardı. Yazıma başlarken o geldi aklıma. “Ak burçak kara burçak, babam dükkan açacak, evlenmeyin erkekler, Naylon kızlar çıkacak”. İsanların naylon aşkına düşürülme tuzağının başladığı ilk yıllardı. Ben o zamanlar beş altı yaşlarında küçücük bir çocuktum. O yaşlardaki çocukların etraflarındaki olup bitenler ile, belki de büyüklerden daha fazla ilgilendiklerini, yeniliklerden etkilendiklerini ve hafızalarına silinmemek üzere kaydettiklerini şimdi o günleri düşününce çok daha iyi anlıyorum.

İşte o yıllar, benim hafızama da mıh gibi çakılmışlar. İyi ki de çakılmışlar. Şimdi hayranlıkla ve özlemle anımsadığım, ucundan da olsa yaşayıp tadına vardığım, insanın har vurup harman savurmadığı, yetinmeyi bildiği, eskiyinceye kadar kullandığı, sonra atmaya kıyamayıp dönüştürdüğü tekrar kullanabilir hale getirdiği o güzel yıllar. Annem çalıştığı için, anneannem ve dedem bizimle birlikte yaşarlardı. Yani beni anneannem büyüttü diyebilirim. Ben daha okula başlamamıştım. Anneannem sabah namazına kalkar, sobayı yakardı. Annem ile babamı işlerine yolcu ettikten sonra evi toparlar, her sabah saat 10.00’da başlayan “Arkası Yarın”ı dinlemek için radyoyu açardı. Ben de radyonun sesiyle uyanır, arkası yarını yatakta masal gibi dinlerdim. Uyandığımı gören anneannemin “Ebruuu, hadi kahvaltıya” seslenişlerini duymazdan gelir, en sonunda anneannemi kızdırırdım. İştahsız bir çocuk olduğumdan yataktan çıkmak hiç işime gelmezdi ama anneannemi daha fazla bağırtmamak için masaya oturur, zar zor kahvaltımı ederdim.

70’li Yıllar

Fındıkzadede oturuyorduk. Oturduğumuz daire giriş katı idi. Kahvaltıdan sonra cam kenarında yerimi alır, sokaktan gelip geçenleri izlerdim. İlk olarak sütçü geçerdi. Anneannem camı açar, sütçüyü çağırırdı. Sütçü kapıya gelir, kaptan kaba boşaltarak ölçer tartar, sütü tenceremize boşaltırdı. Bazı günler sucu geçerdi. Sular cam hasır küfeler içindeki damacanalarda muhafaza edilirdi. Herkesin evinde bir cam damacanası bulunurdu. Sucu kapıya gelir, koca damacanayı omuzlar, suyu huni yardımı ile bizim cam damacanaya boşaltırdı. Hasırın gıcırtısı ile su sesi öyle güzel birbirine karışır ve yakışır ki. Bu sesin hoşluğunu ancak benim gibi duyanlar ve o günleri yaşayanlar bilebilir.

yoğurtçu geri dönüşüm naylon

Ama ben en çok yoğurtçuyu severdim. Upuzun bir sopayı omuzlarına almış, sopanın iki ucundan neredeyse yerlere kadar üçer tane kalın ip sarkıtmış, kocaman, yayvan tahta tencereleri de üç tarafından sarkan kalın iplerin ucuna bağlamış.Taşıması nispeten daha kolay ne güzel bir düzenek yapmıştı kendine. Anneannem pencereden yoğurtçuya seslenir, kalaylı bakır tenceresini alır inerdi kapının önüne. Yoğurtçunun yoğurdu o kadar güzeldi ki, bıçakla kesilebilir kıvamdaydı adeta.

kesekağıdı geri dönüşüm naylon

İki adım ötemizde bakkal vardı. Bakkalda bisküviler teneke kutularda muhafaza edilirdi. Bakkala bisküvi veya çekirdek almaya gittiğimde, bakkal bisküvileri eski gazete kağıtlarını kıvırıp un, su ve şekerle yaptığı tutkalla yapıştırdığı kese kağıdına, çekirdekleri de aynı usulle yaptığı külahlara koyardı. Annemin ve babamın işten dönecekleri saat yaklaştıkça heyecanlanır, camda dört gözle sokağın köşesini dönmelerini beklerdim. Akşam yemeğinden sonra kahveler içilir, muhabbetler edilirdi. Annem “Burda” adındaki dikiş, nakış dergisini almaya, heyecanla yeni modellere bakmaya, beğendiklerinin patronunu çıkarıp dikmeye bayılırdı. Derginin sonlarına doğru çocuk bölümü de vardı. Ben de onlara bakar, beğendiğim kıyafetleri anneme gösterirdim. O da kumaş alıp hemen dikerdi. Annem aynı zamanda çok güzel örgü de örerdi. Çok marifetli kadındı benim güzel annem.

Bir zamanlar geri dönüşüm

Annem dikiş örgü işleri ile uğraşırken, babam ayakkabılarını boyar, cilalar, tamirciye gidecek olanlar varsa ayırırdı. Anneannem yatsı namazını kıldıktan sonra koltuğuna kurulur, kendisinin ve annemin kaçık ince çoraplarından paspaslar örerdi. Annemin dikişlerinden arta kalan kumaşlardan bugün “Patchwork” dedikleri yamalı yorgan yüzleri, bohçalar, elbezleri, yastık başları dikerdi. Benim yaşımdakiler gayet iyi bilirler. Biz “çilekeş” nesiliz. Annem “otur önüme, kollarını aç yanlara bakayım” der, takardı koluma yün çilesini. Sonra karşıma geçer, kollarımda çileyi yavaş yavas sara sara yumak haline getiridi. Ben de o arada önce sağ kolumu, sonra sol kolumu hafif aşağı indirerek yünün sarılışına yardımcı olurdum. Kollarım yorulur, mırın kırın ederdim ama nafile. Annem o yumağı sarar, çilem en sonunda biterdi.

Yazın haftasonları ahbaplarımızla toplanıp pikniklere giderdik. Bir gece önceden kuru köfteler yapılır, yumurtalar kaynatılır, domatesler, salatalıklar, biberler, beyaz peynirler piknik sepetlerine konurdu. Piknikte muhabbetler edilir, dertleşilir, ip atlanır, top oynanırdı. Yaz akşamları minderlerimizi, çekirdeklerimizi alıp, mahalecek yazlık Sayanora Sinemasına giderdik. Türkan Şoray, Kartal Tibet, Hülya Koçyiğit, Ediz Hun, Filiz Akın, Tarık Akan filmlerini hele hele Ayşecik filimlerini ellerimizde mendiller ile gözyaşları içinde izler, evlerimize dönerdik. Saf, temiz, güzel zamanlardı. Bizim hayatımız geri dönüşümün ta kendisiyken, nasıl bu denli kötüye, çirkine dönüştük. Kimlerin tuzaklarına düştük biz.

eskici geri dönüşüm naylon

Naylon

Eskiciii! Mahalleden geçen o eskiciler yok mu hani. Onların marifeti işte bu naylon belası! Tahta el arabalarına yükledikleri rengarenk naylonlarla girdiler mahallelere. Bakır ibrik, güğüm, kazan, hamam tası, sahan, kap kaçak, kılık kıyafet ne varsa topladılar, yerlerine dayadılar rengarenk naylonları.

Naylon bu. Kullanımı kolay, hafif, rengi de güzel. Daha ne istesin kadınlar, bayıldılar tabii. Kanserojen, insan için, doğa için zararlı diyen de olmayınca, kısa bir zaman sonra heryer envai türde naylon ile kaplandı.

Bir gün bir baktık, bir küçük otobüs miggroooss diye geçti sokağımızdan. Az ötede durdu. Mahalleli önce şaşırdı ama çabuk alıştı rahata, kolaya. Bir kapısından girip sebze, meyve, diş macunu v.s. alıyor, parasını ödüyor, küçük otobüsün diğer kapısından naylon poşetleri elinde iniyorlardı. Mahalle bakkallarının, sütçünün, yoğurtçunun, el arabasında meyve sebze satanların boyunları yavaş yavaş bükülmeye başladı. Naylonlar, plastikler, petler, poşetler, poşetler, poşetler her yerdeydiler. Yiyor, içiyor, soluyorduk. Doga ağlıyor, duymuyorduk. Kanser hızla bedenlerimizi sarıyordu ama biz plastiklere toz kondurmuyorduk.

Zamanla kafalar da naylonlaştı. Parayla naylon poşet mi satılırmış diyen naylon kadınlarımız, naylon erkeklerimiz oldu. EYYY GERİ DÖNÜŞÜM SAVAŞÇISI! Yurdunun dağını, taşını, kurdunu, kuşunu, denizini, balığını, evlatlarından emanet dünyayı seviyor ve korumaya and içtiysen, birinci görevinin, naylon kafaları dönüştürmek olduğunu sakın unutma!

Avrupada Geri Dönüşüm

Ücretli poşet uygulaması Avrupa ülkelerinde 2000 yılından beri uygulanmaktadır. Danimarka ve Finlandiya’nın yıllık kişi başına düşen naylon poşet kullanımı sadece 4’tür. İrlanda’da uygulama başlamadan önce yıllık kişi başına düşen naylon poşet sayısı 328 iken, uygulamadan sonra 18’e düştü. Almanya’da 2016’da yıllık kişi başına düşen naylon poşet 45 iken, 2017’de bu sayı 29’a düştü. İngiltere’de uygulamadan önce yıllık kişi başına düşen naylon poşet sayısı 140 iken, uygulamadan sonra bu sayı 19’a düştü. Yunanistan bu uygulamadan sonra %85’lik bir düşüş gerçekleştirdi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, 1 Ocak 2019 tarihinde başlayan ücretli poşet uygulamasının akabinde 1 yılda tüketilen poşet miktarında %77 azalma meydana geldi.

Related posts

Leave a Comment